28 haziran 2007
sevgili dostlar,
dort gun once iki cocugumuza karsi acilan davanin ilk durusmasi yapildi. sikayetci taraf tecavuz iddialarini geri cekti. gazeteler, televizyonlar hic sozetmedi de ben soyleyeyim dedim... kirginligimizi icimize atiyoruz. sonuc olarak bu toplum boyle diye biz variz.
durduk yerde tutuklanip iskence goren iki cocugumuz yasadiklarini kalemealmislardi. daha uygar bir ulkede yasamamiza katkisi olur umuduyla sunuyorum.
sevgiler,
ali nesin
mart 2007
söze nasil baslayacagimi bilmiyorum ama baslamaliyim...ikindi kahvaltisinda vakif'ta dogumgünümü kutladik. sonra odama ders çalismak için çiktim. yemege kadar çalistim. sevket agabey [isçimiz] kapimi çalip, nuran abla'ni[müdiremiz] beni çagirdigini söyledi. asagi indim. nuran abla'nin yaninda yasemin abla [avukatimiz] ve x [tutuklanan diger çocugumuz] de vardi. bize gözaltina aindigimizi ve jandarmanin bizi bekledigini söyledi. jandarmada ne yapmamiz gerektiginden ve haklarimizdan bahsetti yasemin abla. çatalca'da jandarmaya gittik. jandarmada yaklasik 50 saat kaldik. bize iyi davrandilar. sonra adliye'ye götürdüler. önce savci, sonra da hakim ifademizi aldi. ilk kez savci ve hakimin karsisina çiktigimdan cok heyecanliydim ama sorulan tüm sorulara cevap verdim. hakim tutuklama karari verdiginde korktum ama siz [ali nesin] arayip bizi yatistirdiniz. bu bana 5 dakikalik güven verse de cezaevine girdigimde o güven tamamiyle kayboldu.
cezaevine girer girmez, cezaevini koruyan askerler çirilçiplak soyup tekme tokat dövdüler. dört kisiydiler. on dakikaya yakin dayak yedim. bacaklarima, suratima, vücuduma, her yerime vurdular. hepsi ayni anda vuruyordu. ben de bu arada yüzümü ve cinsel organimi korumaya çalistim. sonra elimi yüzümü yikatip üç cepheden fotografimi çekip gardiyanlara teslim ettiler. neye ugradigimi anlamadan bu sefer de gardiyanlar tarafindan sorguya çekilip dayak yedim. birçok gardiyan vardi ama sadece ikisi vurdu. hepsi de iri yariydi. vücuduma ve yüzüme vurdular ama hiç olmazsa giyiniktim.
bu gardiyanlardan biri nerden geldigimi sordu. nesin vakfi'ndan dedim. bunu der demez "sen allah'a inaniyor musun?" diye sordu. ben de "inaniyorum" deyince, o da "orayi kuran ateist degil miydi?" diye sordu. ben de orada inanç özgürlügü oldugunu söyledim. gardiyan inanmayip yine dayak atti. vakif'tan verilen 100 milyonumu alip "karantina"ya attilar. karantinada 70-80 kadar kisi vardi. onlara suçlamayi söylemedim, bilgisayar hirsizi oldugumu söyledim. çatalca'daki jandarmalar öyle tembih etmislerdi. korktum. saat 2'ye kadar uyumadim. herkesin uyudugundan emin olduktan sonra
biraz kestirdim. yorgan, battaniye filan yoktu, diger mahkûmlar almislardi, ceketime sarilip uyudum. kestirmeden önce tüm bu basima gelenleri gözümün önünden geçirdim. dört saat sonra kaldirdilar. ekmek kasalarini tasittilar, etrafi
temizlettirdiler. sonra sabah kahvaltisi olarak les gibi bir kovanin içinde çorba getirdiler. aç olmama ragmen yiyemedim. yiyen biri kustu. kahvaltidan sonra çalismaya devam ettik. mahkûmlara gelen esyalari koguslardaki diger mahkûmlara tasimakti görevim, postacilik yani. sabah saat 7,30'dan aksam saat 6'ya kadar hiç dinlenmeden sürekli esya getirip
götürdüm. bütün bu süre boyunca hiçbir neden yokken gardiyanlar dövüyorlardi. dövüp gülüyorlardi, egleniyorlardi, belli ki zevk aliyorlardi bizi dövmekten. hakaret ve küfür de ediyorlardi. ögle yemegini de igrenip yemedim. aksam kendimi zorlayip biraz pilav yedim. o gece de korkarak yattim. herkesin uyumasini bekledim. ertesi gün gene sabah 6'ya dogru kaldirdilar. bütün gün gene çalisip sürekli dayak ve küfür yedim. o gün yasemin abla geldi, bana esya getirmis. tanidik bir yüz görünce çok sevindim. avukatlarin oldugu bölüme gittik ve orada konustuk. ne zaman çikacagimi sordum. 1,5-2 hafta içinde dedi. içime öyle bir korku girdi ki anlatamam... orada iki hafta geçirmek ölüm demektir, dayaktan öldürürler. yasemin abla'yla konusmamiz bittikten sonra koguslara dagitildik. suçlamaya göre dagilim yapiliyordu. beni tecavüzcülerin bulundugu kogusa attilar. o an öldügümü hissettim, çünkü postacilik yaparken tecavüzcüler kogusuna gelen esyalardan bir tanesini götürdügümde, oraya bakan gardiyan beni digerlerinden çok daha fazla dövmüstü ve bana "sakin buraya düsme" demisti. iste simdi o gardiyanin sorumlu oldugu kogusa gidiyordum. o gardiyan beni gördü. tam dövecekken ona suçsuz oldugumu söyledim, 10 gün sonra çikacagim dedim. o da bana, "sana 41 gün müddet veriyorum, bu süre içinde çikmazsan seni çok fena dövecegim" dedi. "sadece ben degil bütün kogustaki herkes dövecek" dedi. "tamam" deyip anlasmayi kabul ettim. kogusa girdik. iki kisiydik bu kogusa giren. digeri 50'sine yakin bir
adamdi. gardiyanlardan birinin tanidigi oldugu için ona dayak atilmadi. tecavüzcüler kogusuna teslim eden gardiyan diger gardiyana "bu benim tanidigim, buna vurma" dedi. kural geregi ilk gelenle konusulmazmis. yaklasik 3 saat kimse bizimle konusmadi. "ümraniye sapigi" da oradaydi. bana yaklasti ve kendisinin ve yanindaki arkadaslarinin hangi suçlarla orada olduklarini söyledi. sonra kogusun agasi "sükrü" beni sorguya çekti. o arada da kogus agasi ve iki korumasi beni sürekli dövüyorlardi. kalin bir sopayla elime 5-6 kez vurdular. nerden geldigimi sordular, nesin vakfi'ndan geldigimi söylemedim, çünkü bunlardan her sey beklenir. büyükçekmece'de oturdugumu, orta halli bir ailenin çocugu oldugumu söyledim. bir suç uydurdum, kiz arkadasima tecavüz etmisim... suçsuz oldugumu söyleseydim daha çok döveceklerinden çekindim. bir ara egil dediler. egildim. o esnada kafama yumrukla çok sert vurdular, tam dört defa. bir anda gözlerim karardi, o kadar sert vurdular... dayagimi yedikten sonra bana en son kogusa gelenlerin yaptigi isi söylediler. ben de onlari dinledikten sonra kenara çekilip umutsuzca beklerken bir gardiyan geldi ve tahliye oldugu söyledi. kelimenin anlamini bilmiyordum. gardiyana ne demek bu diye sordum. "çikiyorsun" deyince âdeta yeniden dogmus gibi oldum. çünkü orada hayata dair hiçbir sey yoktu, orada 1 saniye daha duramazdim. çikarken, iddiayi kazandigim ve beni daha önce çok dövmüs olan gardiyana gereken hareketi yaptim... askerlerle yola devam ettim, çikis islemlerini yapmalari için yüzbasinin yanina gittik. orda dilim çözüldü ve agzima gelen her seyi beni döven askerlere karsi söyledim. yüzbasiya da hakkimi arayacagimi ve nerden geldigimi söyledim. yüzbasi beni döven askerlerden birini çagirip ona firça çekti. gece 1,30'da biraktilar. param yoktu. kosup üstüm basim çamur bir halde bir taksiye bindim. taksici nesin vakfi'ni arayip parasinin ödenip ödenmeyecegini sordu. bir saat sonra nesin vakfi'na(evime) ayak bastim.
noktalama ve imla yanlislari mutlaka vardir!!! mümkünse bir daha yazmak istemiyorum.
mart 2007
8 ocak pazartesi saat 7'de gözaltina alindik. 7,30'da karakola götürüldük. 12,30'da nezarete girdik. 10 ocak çarsamba günü saat 14,30'da adliye'ye götürüldük. savci ifadelerimizi alip nöbetçi mahkemeye sevk etti. mahkeme cezaevine sevk etmeye karar verdi. saat 23,30 gibi cezaevine yola çiktik. önce metris'e gidip [tutuklanan diger cocugumuz] x'i biraktik. saat 1'de bayrampasa'ya geldik. bizi getiren uzman basçavusla birlikte içeri girdik. üstümü degistirdim. askerler bilgisayara kaydimi yaptilar, fotograflarimi çektiler ve sorular sordular. dosyamdan iddiayi okuyup ögrenince "serefsiz"
dediler ve çesitli hakaretler ettiler. ama dayak atmadilar. sonra uzman basçavusla birlikte o binadan çikip hafif bir yokustan asagiya indik. cezaevine teslim edeceklerdi. cezaevinin giris kapisindan bizi içeri aldilar. metal arama detektöründen geçtikten sonra posetimi kontrol edip sag taraftaki odaya girmemi istediler. odada karsilikli iki masa vardi. girise yakin masadaki adam bana sorular sordu. öbür masada kimlik bilgilerimi ve parmak izimi aldilar. vakif'tan
aldigim 100 milyonumu aldilar ve karsiliginda bir makbuz verdiler. daha sonra adinin zeki oldugunu ögrendigim bir gardiyan, "suçun ne lan senin?" diye sordu. her seyi tekrar tekrar anlatmaktan ve insanlarin inanmayip hakaret etmelerinden biktigimdan, duymazdan gelip önümdeki adamla konusmaya devam ettim. konustugum adam, "nesin vakfi'ndaki olaylardan, hani televizyonlarda çikmisti ya..." dedi. ben de öyle bir sey olmadigini söyleyip yeni bastan olayi anlatmaya basladim. "suç"umu soran zeki gardiyan bana vurmaya basladi, uzun süre dövdü, çok tokat yedim. bununla yetinmeyip, yan odadan plastik bir boru aldi ve "aç ulan ellerini" dedi. her iki elime de dörder defa vurdu. sonra beni yan çevirip bacaklarima ve baldirlarima her ikisine de boruyla üçer kez vurdu. vururken "serefsiz" gibi çesitli hakaretlerde bulundu. ardindan ayakkabilarimi çikarmami istedi ve arkasindaki adamlardan birine "git getir sunu" dedi. falaka aleti istedigini anlamistim. ayaklarimi kendim havada tutacagimi söyledim. gardiyan ayaklarimin her ikisine de dörder defa vurdu. yerde kivrilmis vaziyette dolabin dibinde yatarken, "kalk su tut ellerine" deyip beni lavaboya yolladi. elimi yikamaya giderken acidigi için ayaklarimin üstüne basmadan topuklarimin üstünde yürüyordum. gardiyan bunu görünce "düzgün yürü lan" diyerek sirtima vurdu. mecburen çok aciyan ayaklarimin üstüne basa basa tuvalete gittim. lavaboya yaslanip aynaya baktigimda suratimin sapsari oldugunu görüp çok sasirdim. sanki baska biriydim. ellerime su tuttum sisip morarmasinlar diye ama yine de sistiler ve iki gün boyunca agridilar. ayaklarimin alti da sismisti. geri dönüp esyalarimi alirken, ayni gardiyan beni egip sirtima birkaç defa boruyla vurdu. bu dayak fasli herhalde yarim
saat sürmüstür. uzun bir koridorun en sonundaki karantina kogusuna soktular. karantinada 16-17 yaslarinda olduklarini tahmin ettigim dört çocuk daha vardi. digerlerine adimin mehmet, suçumun da hirsizlik oldugunu söyledim. berbat bir yerdi. yedi metrekarelik dar bir oda... ranzali bir yatak vardi. yatagin arkasinda da bir tuvalet tasi... kapisi yok... üstü gazete kâgidiyla kapatilmis. o gece bes kisi iki yataga sigisarak bir iki saat uyuyabildik. ertesi sabah gardiyan kapiya vurarak kaldirdi. "uf... ne biçim koku lan bu, ne yapiyorsunuz siçiyor musunuz lan..." deyip diger dört kisiyi tekme tokat
dövdü. temizlige baslatti. karsi karantinadakilere bir sey söylemeyince, benimle ayni karantinada kalan çocuklardan birine bunun nedenini sordum. onlarin cinayetten burda olduklarini, gardiyanlarin onlardan çekindiklerini söyledi. yarim saat sonra onlari bize yaptigi gibi tekme tokat ve küfürle degil nazikçe "hadi kalkin" diyerek kaldirdi. biz bu sirada temizlige baslamistik. ilk önce kaldigimiz karantinayi süpürüp sildik. sonra çamasir suyuyla bir kere daha sildik. sonra "malta"nin, yani koridorun temizligine basladik. maltayi temizlerken bizi uyandiran gardiyan enseme eliyle vurarak "aziz'in torunlari", "sapik herif", "serefsizler" dedi. temizlik bittikten sonra bizi uzun bir koridora götürüp siraya soktular ve teker teker saçlarimizi kestiler. adinin sonradan tutuklulardan kazim oldugunu ögrendigim bir gardiyan çocuklari teker teker bir yere sokup çok fena dövdü. daha önce "delikanli" havalari yapan çocuklarin yalvarma seslerini ve aglamalarini duyuyorduk. hepsi hüngür hüngür aglayarak geri döndü. gardiyan bana dogru geldi ve tahminimce bir önceki aksam dayak yedigim ve topalladigim için beni dövmedi. ama "seninle sonra görüsücegiz..." diye beni tehdit etti.
sonra bizi koguslara dagittilar. beni a1 isçi kogusuna gönderdiler. tutuklular beni sorguya çektiler. bu sefer adimi dogru söyledim ama suçumun yine hirsizlik oldugunu söyledim. aksamüzeri kogus agasi beni çagirip suçumun ne oldugunu yeniden sordu. ben yine hirsizlik dedim. bana yalan söyledigimi, "zeki abi"den ögrendigini söyledi. beni döven gardiyan, "sizin oraya bir sapik gönderdim" diye haber vermis diger mahkûmlara. hem "suç"tan dolayi hem de yalan söyledigim için 10 kadar mahkûm gün boyunca beni sürekli dövdü. aksam yatmaya gitmeden önce siraya girip sayimi bekledik. sayimdan sonra koguslara girdik. yatagim böcek doluydu. üzerime örtmem için çarsaf gibi incecik bir sey vermislerdi. çok soguktu. ya soguktan ya da korkudan dislerimi o kadar sikmisim ki, dislerim agriyordu, konusmakta ve yemek yemekte zorluk çekiyordum. cezaevinden çiktiktan bir ay sonra bile dislerimi çok siktigim belli oluyordu ve bu yüzden halen dis tedavisi görüyorum. sisen ve agriyan ayaklarimi yatagin kenarinda, havada tutmaya çalisiyordum. o gece çok az uyudum. sabah saat 6'da kaldirdilar. siraya girdik, yeniden sayim oldu. temizlik yaptik. bütün gün is yaptik. ben pek ortada gözükmemeye çalistim. ama herkes benimle konusmaya geliyordu. cezaevinde kaldigim süre boyunca sadece dört bes kasik yemek yiyebildim. hiç büyük tuvaletimi yapmadim. ama bol bol su içtim. üçüncü gece saat 12 gibi gardiyan ve bir sürü mahkûm basima gelip tahliye olacagimi söylediler. tahliyenin anlamini bilmedigim için çok korktum, a6 cinayetçiler kogusuna yollanacagimi sandim. o kogusta bu suçtan içeri düsenleri hiç sevmiyorlarmis. gardiyan özel esyalarimi hemen toplamami söyleyip daha ayakkabilarimi giymeden maltada yürümeye basladi. ayakkabilarimi giyemeden pesinden gittim topallaya topallaya. ya a6 kogusuna yolluyorlar ya da "seninle sonra görüsücegiz" diyen gardiyan beni dövmek için çagiriyor diye düsündüm. ilk girdigim yere yaklasinca gerçegi anladim. inanilmaz sevindim. islemlerim yapildi. bu sefer bakislar, suratlar, mimikler, davranislar çok farkliydi. müdürün odasina götürdüler. müdür de
çok farkliydi. "sizin iyiliginiz için sizi dövdük" dedi, "bir daha buraya düsmeyin diye..." anlasilan bu kadar çabuk çikacagimi tahmin edememislerdi. ayaklarimdaki, ellerimdeki ve sirtimdaki dayak izleri henüz kaybolmamisti. girerken çok farkliydi müdür, bana öldürecekmis gibi bakip "serefsiz" demisti, simdi sikayet edecegimden çekiniyor ve bana sevecen davraniyordu. müdürün karsisindaki odadaki adam, "niye bu kadar acele ettiler... bu saatte yataktan kalkip geldim" diye söylenip beni kapiya kadar geçirdi. gece saat 1'di. disarida yagmur yagiyordu. ayaklarim aciyor, yürümekte zorluk çekiyordum. dislerim agriyordu. verdigim 100 milyonu sordum. "yok simdi para, pazartesi gelip alirsin" dedi. paramin olmadigini anlayinca bana 10 milyon verdi. beni tramvay duragina kadar götürdü, sagmalcilar'dan beraber bindik. o birkaç durak sonra indi, ben de merter'de indim, sefaköy minibüsüne binip annemin evine gittim. kapiyi çaldim. kimse açmadi. oysa evde isik vardi. kapiyi yumruklamaya basladim. suçlamalara inanip bana kizdiklarini ve bilerek açmadiklarini sanmistim, meger onlar da o sirada vakif'talarmis. bakkaldan telefon karti alip annemi aradim. anneme evin orda durakta bekledigimi söyledim. yirmi dakika sonra orda olacaklarini söyledi. bekledim. annemle amcam beraber geldiler. annem bana sarilip aglamaya basladi. yatistirmak çok zor oldu. hemen eve gidelim dedim çünkü çok yorgundum ve ayaklarimin alti çok agriyordu. eve gelir gelmez yattim. aklimda hep vakif vardi ama çok yorgun ve kizgindim. bu halimle arkadaslarima görünmek istemedim. basima gelen haksizliklari düsünerek uyuyakalmisim.
vakf'a ertesi gün gittim. vakif'ta herkes bana eskisi gibi davrandılar.