18 Temmuz 2007 Çarşamba

Kore Sineması Bölüm 2 : Kim ki Duk üzerine...

Güney Kore sineması denilince, hakkında uzun uzun konuşulması gereken sinemacılardan biri olan Kim ki Duk'un en az filmleri kadar ilginç olan öz geçmişini incelersek, sanırım ilk önce doğduğu yerin bir taşra köyü olmasından bahsetmeliyiz. Zira Kim ki Duk'a göre sinema eğitimi almamasıyla beraber taşra kökenli olması, kuşağındaki diğer yönetmenlerden onu ayıran en önemli özelliklerden biri.

Gençliğinde tarım eğitimi alan, daha sonra fabrikada işçi olarak çalışan; ardından deniz kuvvetlerinde çavuş olarak 5 yıl kadar bir süre görev yapan Kim ki Duk, ressamlık yapıp kendi hayatını kurmak için tüm parasını gözden çıkararak bilet almış ve Paris sokaklarında bu amacını gerçekleştirmiş.*33 yaşına bastığında Kore'ye tekrar dönen Kim ki Duk, burada senaryolar yazmaya başlamış. Bir kaç ödül de almış.

Ressamlığından gelen yapısından dolayı filmlerinde müthiş bir görselliğin bulunduğu Kim ki Duk'un ilk filmi Crocodile, kurtardığı kadına daha sonra tecavüz edip kötü davranan bir adamın hikayesini konu alır. Bu filmle ve diğer bir çok filmle de Kore halkının ilgisini pek fazla çekemeyen Kim ki Duk, uluslararası alanda ülkesindekinin aksine müthiş ilgi gördü. Ülkesindeki eleştirmen kitlesi tarafından sürekli kötü yönde eleştirilen Kim ki Duk, Seom (The Isle) adlı eserinin Venedik Film festivalinde açılış filmi olarak seçilmesiyle asıl çıkışını yapmış.**

Benim değerlendireceğim dört filminden ilki olan Bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom /Spring Summer Fall Winter yönetmenin 9. filmi... İzlediğim dört filmi arasında hikayenin en destansı şekilde işlendiği ve görselliğin en çarpıcı şekliyle ön plana çıktığı film Spring Summer Fall Winter.
Bunun yanında müzik ve oyunculuk kusursuz. Diyalogların az olması hikayeyi sıkıcı olmak bir yana Kim ki Duk'un anlatımıyla daha masalsı yapıyor. Böyle olunca da kendisini yetişkin keşiş rolünde izlemek de ayrı bir zevk oluyor.

Spring Summer Fall Winter

İlkbahar, güzelliktir, başlangıç ve doğumdur; doğayı keşfediştir. İnsanın bitmek tükenmez bir merak duygusuyla doğaya karıştığı, enerjisinin en yoğun olduğu dönemdir. Hikayemizde ise ilkbahar dönemi, çocuk keşiş adayının su üzerine kurulu yuvasından çıkıp çevresindeki vadiyi ve doğayı keşfedişine denk geliyor. Çocuk, yaradılışındaki ilkel yanı bilinçsizce ortaya koyabiliyor. Ancak Usta, bir gölge gibi çocuğun arkasında onu izlemektedir. Çocuk, insan olma yolunda Usta'sı tarafından fark ettirilmeden yönlendirilir.

Mevsimlerden en çılgını olan Yaz ise daha harekelidir ve daha enerjiktir. Yaşam ilkbaharda başlamıştır ve o keşfedişin ardından büyük hareketlenme yazın başlar. Keşiş için hayatının bu dönemi ise gençliktir... Ustasının yanına tedavi olmak için gelen bir kız ise, genç keşişin karşısına tutkulu bir aşk olarak çıkar.

Hüznün mevsimi ise Sonbahardır. Durgunluk olarak bilinir ancak Keşiş,
hayatının isyan dönemindedir. Usta, keşişin hayatı anlamasındaki anahtar kişidir. Ve sonbaharın bitmesine yakın, keşiş kendini arındırarak hayatın bilgelik dönemi Kış'a doğru yelken açar.

Kış ise sondur. Eğer insan bu bilgelik döneminde hayatı gerçekten anlarsa ölüm acı bir sondan, görkemli bir vedalaşmaya döner. Keşiş için kış, manastıra dönüş ve bilgeliğe doğru büyük bir adımdır... Ancak zaman,
yine küçük bir çocuğun varlığıyla döngünün başına, İlkbahar'a dönecektir. Çocuk için hayatın başlangıcı olan İlkbahar keşiş için ölümsüzlüğün başlangıcıdır. Yaşama duyusu; sevinç, üzüntü, ölüm her şey tekrardan başlayacak zaman döngüsünden başka bir şey değildir...

Bin-Jip/ 3 İron

Suskunluğun anlamı, kusursuz müzikler ve yine masalsı bir hikaye... Her Kim ki Duk filminin ardından "söz gümüşse sükut altındır" sözü daha da bir değerleniyor gözümde. Duyacağınız diyaloglar sadece yan karakterler ait, ancak müziğin kusursuz işlenişiyle bakışlar daha da anlamlı hale geliyor.

Hikaye, boş olduğunu bildiği evlerde kendi eviymiş gibi yaşayan ve bunu bir yaşam tarzı haline getiren
Hee Jae üzerine kurulu. Hee-jae bir gün boş sandığı bir evde ikamet ederken mor gözü ve darbe yemiş vücuduyla kocasından şiddet gördüğü belli olan Sun-hwa ile tanışır. Sun-hwa kendi hayatında bir anlam bulamamaktır ve evden kaçarak Hee-jae'nin yaşam tarzını benimser. Artık boş evleri bu ikili buluyor ve beraber ikamet ediyorlardır. Ancak evlerden hiçbir şey almıyorlardır; kendi evleri gibi temizliyor, çamaşırları yıkıyor, hatta Hee-jae bozuk eşyaları bile tamir ediyordur. Hikaye ikilinin yakalanmasıyla daha da ilginçleşiyor ve son zamanların en etkili aşk hikayelerinden biri çıkıyor ortaya.

The Bow /Hwal

Hwal, yönetmenin Bin-jip'ten sonraki yapıtı, yani 12. filmi. Kim-ki Duk, Hwal'la yine masalsı bir hikayeyi konu alıyor; bunu sadece bir gemide işleyerek de zor olanı başarıyor. Hwal ile birlikte Kim ki Duk tarzının zirvesine oturuyor kanımca. Bu sefer aşk, yaşlı bir adamla, 17sine basmak üzere olan genç bir kız arasında. Kim ki Duk, bu tür bir hikayeyle çok narin bir konuya değiniyor ancak bundan alnının akıyla sıyrılmayı da biliyor.

Hikaye ise şöyle:
Gemisinde balıkçıları konuk ederek geçimini sağlayan Yaşlı adam, sevdiği kızı altı yaşında bulmuştur ve o günden bu güne kıza gözü gibi bakmıştır. İşin ilginç yanı kıza şefkat duygusundan öte inanılmaz bir aşkla bağlıdır. Kız da genç bir delikanlının tekneye gelmesine kadar bu aşkı hissediyor gözüküyordur. Ancak kız yaşının gereği genç delikanlıdan hoşlanmaya başlamıştır. Delikanlı da kızı gemiden kurtarıp gerçek hayata ve anne babasına götürmeyi planlamaktadır.

Yaşlı adam, genç kız ve genç delikanlı arasındaki bu aşk hikayesi, yine bilindik Kim ki Duk tarzıyla işleniyor ve etkileyici sonuyla yönetmeninin en güzel filmleri arasına giriyor.


Shi gan / Time

Taşra kökenli olan Kim ki Duk, hem modern kent yaşamına değinmesiyle, hem hikayelerini anlatış tarzını değiştirmesiyle farklı bir film yapmaya çalışmış belli ki. Genel hatlarıyla zevk alınacak bir film ortaya çıkmış ama değindiğim üç film kadar etkileyici olamamış maalesef...

Estetik, güzellik, dış görünüşe ve maddiyata dayalı kent yaşamı filmin ana temasını oluşturuyor. Hikaye ise, kendisinden bıktığını düşünen sevgilisini etkilemek için yüzünü değiştiren ve ortadan 6 aylığına kaybolan özünde sorunlu bir kadın olan Seh-hee ve buna katlanmak zorunda olan Ji-woo arasındaki aşkı merkez alıyor. Herhangi bir konuda etkisi göz ardı edildiğinde yıkıcı etkilere neden olabilen zaman kavramının aşk üzerindeki etkisi de hikayeyle beraber asıl anlatılmak istenen.

----
* Biyografi.info sitesinden bilgi
**CNBC-e Dergisi’nin Ekim 2006, 81. sayısı, Suha Çalkıvık'ın yazısından bilgi

0 yorum: