Bildiğimiz kadarıyla evrendeki en gelişmiş canlı olan insanın hissettiği en yüce duygulardan biridir aşk... İnsanoğlunun binlerce yıllık geleneğidir, ki defalarca en görkemli aşk hikayelerini dinlemiş; o güzel duygunun da etkisiyle düşlerimizde ve hayallerimizde eşsiz sevdaların peşinden koşmuşuzdur.
Ticari bir ürün olarak düşünürsek ise; aşk, satılması garanti malzemelerden sadece biridir. Satıcının keyfani isteğine göre dallandırıp budaklandırıp, kimi zaman kahramanlık veya suç dünyasında yolları kesişen insanların, kimi zaman kederin, karşılıklı ve anlamsız fedakârlıkların, popüler kültürde ise alttan alta cinselliğin işlendiği bir üründür. Konumuz itibariyle sinema dünyasına bakarsak, sıcak ve gerçekçi aşk hikayelerinin varlığı bir elin parmağı kadar azdır. Hele ki, Türk filmlerinin, komediyle beraber temelini oluşturan iki ana temasından biri olan aşk hikayelerinde, olması gereken bu özelliklerin yoksunluğu şaşılacak bir şeydir.
Özellikle bir filmden veya genellemeyi daha da genişletirsek, son zamanların gözdesi olan dizilerden, en çok sıcaklık ve samimiyet arayan Türk izleyicisi için; öncelikli amacıyla pazarlanmak için ortaya sürülen hikayeler; sona erdiği ilk andan itibaren, tüketilip çöpe atılmaya mahkum bir ticari üründen başka hiçbir şey olmayarak belleklerin en arkasına itiliyor. Kimi zaman, bir geri dönüşüm mekanizması misali bu hikayeler çöplükten çıkarıp önümüze sunuluyor ama döngünün sonu hep aynı oluyor.
Yine bir Ege hikayesi...
Son zamanların, Doğu-Güneydoğu ağa hikayelerinden sonra, çok tercih edilen sinema mekanlarından biri olan Ege'nin küçük ama sıcak kasabaları, İlk Aşk'la birlikte yine karşımıza çıkıyor. Daha önce Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak, Dondurmam Gaymak, Babam ve Oğlum gibi filmlerde Ege'yi ve sıcak insanlarını izlemiş, çok sevmiştik. Sıradan görünen bu insanların küçük dünyalarındaki yaşama mücadeleleri ve çoğu zaman kasıla kasıla güldüren komik sohbetleri, filmin içine seyirciyi kolaylıkla sokmuş ve hikayecinin samimiyetini kanıtlamıştı.
Yine bir Ege hikayesi olan İlk Aşk ise, samimi bir sahneyle başlayıp daha ilk dakikalarından seyirciye nasıl bir film seyredeceğinin sinyallerini veriyor. Daha hikayenin süregelen ilk anlarından itibaren Arifoğulları ailesinin en küçük bireyi olan Ege'nin, filmini temelini oluşturan ilk aşkının başlangıcına tanık oluyoruz. Bu hikayeyle beraber yıllar önce Kore Savaşı'nda esir düşen Asaf Arifoğlu ve ilk aşkı Nevin arasındaki büyük aşkın hikayesi birbirinden bağımsız ama paralel olarak ilerliyor. Asaf ile Nevin'in arasındaki aşk, her iki tarafın acı çekmesiyle 40 yıllık bir aradan sonra, Asaf'ın kasabaya yeniden dönmesiyle alevlenmiş ama çekilen acılar son bulmamıştır. Zira Asaf'ın kardeşi olan Azmi, tüm bencilliği ile bu aşkın arasında büyük bir engeldir.
Hikayenin ilerlemesiyle beraber, Arifoğlu ailesinin bireylerinin bilinmeyen geçmişine tanık olurken, henüz çocukluktan ergenliğe küçük adımlarını atmış olan Ege'nin ilk aşkının da akıbetini merak ediyoruz. Bir başka hikaye olan Ege'nin babası, Kemal'in karısını aldatmasını ve yalanlarla dolu yaşamını ise ibretle izliyoruz. Zaman zaman karakterlerin kararlarına anlam verilmese de film kendini baştan sonra merakla izlettiriyor. Belki daha ayrıntılı incelenirse senaryo olarak eksikliklere rastlanabilir ama gerek oyunculuk gerekse hikayenin geçtiği mekanın güzelliği filmin olası eksikliklerini kapatıyor.
06 Temmuz 2007 Cuma
İlk Aşk...
Kaydol:
Yazı Yorumları (Atom)
0 yorum:
Yorum Gönder